Category Archive Yargıtay Kararları

ileadmin

Rehberlik Hizmeti Veren İnternet Sitelerinde/Uygulamalarda Kişisel Verilerin Korunmasına Yönelik Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 21/12/2017 Tarihli ve 2017/61 Sayılı Kararı

Karar Tarihi : 21/12/2017
Karar No : 2017/61
Konu Özeti : Rehberlik Hizmeti Veren İnternet Sitelerinde/Uygulamalarda Kişisel Verilerin Korunması

 

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (Kanun) hükümlerine aykırı olarak ilgili kişilerin açık rızalarını almaksızın isimden telefon numarası veya telefon numarasından isim sorgulanması şeklinde rehberlik hizmeti veren internet siteleri ve uygulamalara ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurumuna intikal eden ihbar ve şikâyetler kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda; çeşitli uygulamalar, internet siteleri veya sosyal medya hesapları üzerinden kişisel verileri toplayarak bu verilerin paylaşımını sağlayan, isim sorgulandığında telefon numarası bilgisine, telefon numarası sorgulandığında da isim bilgisine erişme ve başkalarının telefon rehberinde nasıl kayıtlı olunduğunu öğrenme gibi konularda hizmet veren birçok uygulamanın ve internet sitesinin bulunduğu tespit edilmiştir.

Kanunun 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde “kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem” kişisel verilerin işlenmesi olarak düzenlenmiş olup sayılan eylemlerden birinin gerçekleştirilebilmesi için öncelikle Kanunun 5 ve 6 ncı maddelerinde sayılan işlenme şartlarından birinin bulunması, ayrıca Kanun ile öngörülen diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda;

– Kanunda ve ilgili mevzuatta dayanağı bulunmaksızın ilgili kişilerin iletişim bilgilerinin paylaşımını yapan internet siteleri ve mobil uygulamalar tarafından gerçekleştirilen veri işleme faaliyetinin Kanunun 15 inci maddesinin (7) numaralı fıkrası uyarınca derhal durdurulması gerektiği,

– Belirtilen şekilde söz konusu faaliyetlerde bulunan internet sitelerinin/uygulamaların faaliyetlerine son vermediğine ilişkin bilgi edinilmesi halinde bu internet sitelerine/uygulamalara erişimin engellenmesi adına gereğinin yapılmasını teminen yetkili kurumlara başvuruda bulunulacağı, öte yandan kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olabileceği de dikkate alınarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme” başlıklı 136 ncı maddesi çerçevesinde ilgili internet siteleri/uygulamalar hakkında gerekli hukuki işlemlerin tesisi için konunun Ceza Muhakemesi Kanununun 158 inci maddesi uyarınca ihbaren Cumhuriyet Başsavcılığına bildirileceği

hususlarında kamuoyunun bilgilendirilmesine,

– Kanunun 15 inci maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca alınan bu ilke kararının Resmi Gazete ile Kurumun internet sitesinde yayımlanmasına ve bu karara uymayanlar hakkında Kanunun 18 inci maddesi kapsamında işlem yapılacağına oy birliği ile karar verilmiştir.

ileadmin

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

T.C. YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ

E. 2018/1686
K. 2018/1857
T. 1.3.2018

* RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU ( Suçun Konusunu Oluşturan Belgenin Taşınabilen Bir Şey Üzerine Yazılıp da Hukuki Hüküm İfade Eden Bir Olayı Kanıtlamaya Yarayan Yazı Olduğu – Belgenin Varlığının Kabulü İçin Yazılı Kağıdın Bulunmasının Zorunlu Olmadığı/Bir Metal Levha Üzerine Yazı Yazılması Halinde de Diğer Unsurların Varlığı Durumunda Belgeden Söz Edilebileceğinden Araç Plakalarının da Resmi Belge Olarak Kabulü Gerektiği )

* SAHTE PLAKA ( Kriminal Polis Laboratuvarının Ekspertiz Raporunda Suça Konu Sahte Plakada Herhangi Bir Soğuk Mühür İzinin Bulunmadığının Belirtildiği – Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30. Maddesine Göre Tescil Plakalarında İşlemi Yapan Tescil Kuruluşu İle Plaka Basım İşlemini Gerçekleştiren Kuruluşun Mühürlerinin Bulunmasının Zorunlu Olduğu – Suça Konu Plakanın Resmi Belge Niteliğini Kazanabilmesi İçin Üzerinde Mührün Olması Gerektiği )

* ALDATMA NİTELİĞİ ( Belgelerde Sahtecilik Suçlarında Aldatma Niteliğinin Bulunup Bulunmadığının Takdirinin Hakime Ait Olduğu – Sahte Olduğu İddia Edilen Plakanın Duruşmaya Getirtilip İncelenmek Suretiyle Özellikleri Tutanağa Geçirilip Yasal Unsurları Taşıyıp Taşımadığı ve Aldatma Niteliğinin Bulunup Bulunmadığı Yöntemince Tartışılarak Dosya Arasında Bulundurulması Gerekirken Eksik İnceleme İle Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğu )

5237/m.204

ÖZET : Dava, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkindir.

Kriminal Polis Laboratuvarının ekspertiz raporunda, suça konu sahte plakada herhangi bir soğuk mühür izinin bulunmadığının belirtilmesi, suç tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30. maddesine göre; tescil plakalarında, işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin bulunmasının zorunlu olduğunun hüküm altına alınması, bu şekilde suça konu plakanın resmi belge niteliğini kazanabilmesi için üzerinde mührün varlığının zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu göz önüne alınıp, sahte olduğu iddia edilen plakanın duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle özellikleri tutanağa geçirilip, yasal unsurları taşıyıp taşımadığı ve aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığı yöntemince tartışılarak denetime olanak verecek şekilde dosya arasında bulundurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA : 1-)Resmi belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan belgenin, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden bir olayı kanıtlamaya yarayan yazı olduğu, 5237 Sayılı TCK’nın 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kağıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceği cihetle, Kayseri Kriminal Polis Laboratuvarının 22.01.2009 tarihli ekspertiz raporunda, suça konu sahte plakada herhangi bir soğuk mühür izinin bulunmadığının belirtilmesi, suç tarihinde yürürlükte bulunan 18.07.1997 tarih ve 23053 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30. maddesine göre; tescil plakalarında, işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin bulunmasının zorunlu olduğunun hüküm altına alınması, bu şekilde suça konu plakanın resmi belge niteliğini kazanabilmesi için üzerinde mührün varlığının zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu göz önüne alınıp, sahte olduğu iddia edilen plakanın duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle özellikleri tutanağa geçirilip, yasal unsurları taşıyıp taşımadığı ve aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığı yöntemince tartışılarak denetime olanak verecek şekilde dosya arasında bulundurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2-)Kabul ve uygulamaya göre de;

5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesine dair uygulamanın Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 01.03.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

ileadmin

İŞÇİLİK ALACAKLARI – AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞANLARIN BİRBİRİNE TANIKLIK YAPMASI

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
E. 2015/20572
K. 2018/1190
T. 24.1.2018

* İŞÇİLİK ALACAKLARI ( Davacı İle Tanığın Birbirlerine Tanık Oldukları ve Hesaplamaların Tanık Beyanlarına Dayanılarak Yapıldığı Anlaşıldığı/Aynı İşyerinde Beraber Çalışan ve Aynı Sebeple Hak Talep Eden Kişiler Olup Doğrudan Doğruya Menfaat Birliği İçerisinde Olduklarından Tanıklık Beyanlarına İtibar Edilemeyeceği – Başkaca Delil de Sunulmadığından Davacının İspatlanamayan Fazla Mesai Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Yemek Ücreti Farkı Alacakları İle Bu Alacaklara Bağlı Kıdem Tazminatının Reddi Gereği )

* AYNI İŞYERİNDE ÇALIŞANLARIN BİRBİRİNE TANIKLIK YAPMASI ( Aynı Sebeple Hak Talep Eden Kişiler Olup Doğrudan Doğruya Menfaat Birliği İçerisinde Olduklarından Tanıklık Beyanlarına İtibar Edilemeyeceği – Başkaca Delil de Sunulmadığı Bu Sebeple Davacının İspatlanamayan Fazla Mesai Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Yemek Ücreti Farkı Alacakları İle Bu Alacaklara Bağlı Kıdem Tazminatının Reddedileceği )

* TANIĞIN DAVACI İLE DOĞRUDAN MENFAAT BİRLİĞİ İÇİNDE OLMASI ( Aynı İşyerinde Beraber Çalışan ve Aynı Sebeple Hak Talep Eden Kişiler Olup Doğrudan Doğruya Menfaat Birliği İçerisinde Olduklarından Tanıklık Beyanlarına İtibar Edilemeyeceği – Başkaca Delil de Sunulmadığından Davacının İspatlanamayan Fazla Mesai Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Yemek Ücreti Farkı Alacakları İle Bu Alacaklara Bağlı Kıdem Tazminatının Reddi Gereği )

6100/m.255

ÖZET : Davacı, şoför olarak çalıştığını, davacının işçilik alacaklarının ödenmemesi sebebiyle davalıya ihtarname gönderildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yıllık ücretli izin, bakiye yemek ücretinin davalıdan tahsilini istemiştir. Davacı haklı feshe dayalı olarak belirttiği fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının ödenmemesi iddiasını tanık ile ispatlamıştır. Aynı gün temyiz incelemesi yapılan dava dosyalarında davacıların birbirlerine tanık oldukları ve hesaplamaların tanık beyanlarına dayanılarak yapıldığı anlaşılmıştır. Davacılar aynı işyerinde beraber çalışan ve aynı sebeple hak talep eden kişiler olup doğrudan doğruya menfaat birliği içerisindedirler. Bu sebeple tanıklık beyanlarına itibar edilemez. Başkaca delilde sunulmamıştır. Bu sebeple davacının ispatlanamayan fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yemek ücreti farkı alacakları ile bu alacaklara bağlı kıdem tazminatının reddi gerekir.

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti, bakiye yemek ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK.nun 438.maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A-) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, şoför olarak çalıştığını, davacının işçilik alacaklarının ödenmemesi sebebiyle davalıya ihtarname gönderildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yıllık ücretli izin, bakiye yemek ücretinin davalıdan tahsilini istemiştir.

B-) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, davacının iş sözleşmesinin devamsızlık sebebiyle feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

C-) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D-) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E-) Gerekçe:

Davacı işçi iş akdini alacakları ödenmediği için haklı olarak feshettiğini iddia ederek fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti,hafta tatili, yemek farkı ve bunlara bağlı olarak kıdem tazminatı istemiştir.

Davalı işveren devamsızlık savunmasında bulunmuştur.

Mahkemece davacının fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ve bunlara bağlı olarak kıdem tazminatı alacakları hüküm altına alınmış hafta tatili talebi ve yıllık ücretili izin alacağı reddedilmiştir.

Davacı haklı feshe dayalı olarak belirttiği fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacaklarının ödenmemesi iddiasını tanık ile ispatlamıştır. Aynı gün temyiz incelemesi yapılan dava dosyalarında davacıların birbirlerine tanık oldukları(2015/4898 E., 2015/34583 E., 36420 E.,) ve hesaplamaların tanık beyanlarına dayanılarak yapıldığı anlaşılmıştır.

Davacılar aynı işyerinde beraber çalışan ve aynı sebeple hak talep eden kişiler olup doğrudan doğruya menfaat birliği içerisindedirler. Bu sebeple tanıklık beyanlarına itibar edilemez. Başkaca delilde sunulmamıştır. Bu sebeple davacının ispatlanamayan fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yemek ücreti farkı alacakları ile bu alacaklara bağlı kıdem tazminatının reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine 24.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ileadmin

İcra Emrinin İptali

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/15593

K. 2018/23

T. 8.1.2018

* İCRA EMRİNİN İPTALİ ( İcra Emri Borçlu Vekiline 10.10.2012 Tarihinde Tebliğ Edildiği/Bedelin Alacaklı Hesabına 11.10.2012 Tarihinde Gönderildiği – Bu Durumda Alacaklı Takip Tarihinde Ödemeden Haberdar Olmadığından Takibinde Haklı Olacağı/Bu Halde TBK 100. Maddesine Göre Yapılan Ödemenin Öncelikle Takip Masrafları ve Faize Mahsup Edileceği Göz Önünde Bulundurularak Bakiye Alacağın Belirlenmesi Gerekirken Asıl Alacağın İtfa Sebebiyle Geri Bırakılmasına Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

* ALACAKLININ TAKİP TARİHİNDE ÖDEMEDEN HABERDAR OLMAMASI ( Takibinde Haklı Olacağı/Bu Halde TBK 100. Maddesine Göre Yapılan Ödemenin Öncelikle Takip Masrafları ve Faize Mahsup Edileceği Göz Önünde Bulundurularak Bakiye Alacağın Belirlenmesi Gerekirken Asıl Alacağın İtfa Sebebiyle Geri Bırakılmasına Karar Verilmesinin Hatalı Olacağı )

* İTFA ( İcra Emrinin İptali/İcra Emri Borçlu Vekiline 10.10.2012 Tarihinde Tebliğ Edildiği Bedelin Alacaklı Hesabına 11.10.2012 Tarihinde Gönderildiği – Bu Durumda Alacaklı Takip Tarihinde Ödemeden Haberdar Olmadığından Takibinde Haklı Olacağı/Bu Halde TBK 100. Maddesine Göre Yapılan Ödemenin Öncelikle Takip Masrafları ve Faize Mahsup Edileceği Göz Önünde Bulundurularak Bakiye Alacağın Belirlenmesi Gerekirken Asıl Alacağın İtfa Sebebiyle Geri Bırakılmasına Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

6098/m.100

2004/m.33/2

ÖZET : Borçlu vekili, takibe dayanak ilamda hükmedilen 18.508,30 TL alacağın 09.10.2012 tarihinde alacaklı vekilinin borçlu idareye yaptığı başvuruda bildirdiği hesaba yatırıldığı halde, anılan borç miktarı bakımından takip başlatılmasının yasaya aykırı olduğunu açıklayarak icra emrinin iptalini istemiştir. İcra emri borçlu vekiline 10.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. HSBC’nin dosya içerisinde yer alan müzekkere cevabına göre 18.508,30 TL alacaklı hesabına 11.10.2012 tarihinde gönderilmiştir. Bu durumda alacaklı takip tarihinde ödemeden haberdar olmadığından takibinde haklıdır. Bu halde TBK 100. maddesine göre, yapılan ödemenin öncelikle takip masrafları (icra vekalet ücreti dahil) ve faize mahsup edileceği göz önünde bulundurularak, bakiye alacağın belirlenmesi gerekirken asıl alacağın itfa sebebiyle geri bırakılmasına karar verilmesi doğru değildir.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Borçlu vekili, takibe dayanak ilamda hükmedilen 18.508,30 TL alacağın 09.10.2012 tarihinde alacaklı vekilinin borçlu idareye yaptığı başvuruda bildirdiği hesaba yatırıldığı halde, anılan borç miktarı bakımından takip başlatılmasının yasaya aykırı olduğunu açıklayarak icra emrinin iptalini istemiştir.

Mahkemece, takibe konu ilamda hükmedilen alacağa dair 18.508,30 TL’nin 11.10.2012 tarihinde, icra emrinin tebliğinden sonra alacaklının borçlu idareye bildirdiği hesaba yatırıldığı gerekçesiyle takip talebi ve icra emrinde talep edilen 18.508,30 TL asıl alacak kısmına dair itfa sebebiyle İİK’nun 33/2 maddesi uyarınca icranın geri bırakılmasına karar verilmiş, hüküm alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.

6098 Sayılı T.B.K’nun 100. maddesinde, ”Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır.

Somut olayda, takip dayanağı … 2.Vergi Mahkemesi’nin 2012/28 Esas 2012/1596 Karar sayılı ilamına göre 08.10.2012 tarihli takip talepnamesi ile 18.508,30 TL asıl alacak, 600,00 TL ilam vekalet ücreti, 55,00 TL yargılama gideri, 877,00 TL faiz ve 382,80 TL faiz olmak üzere toplam 20.423,10 TL talep edilmiştir. İcra emri borçlu vekiline 10.10.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. HSBC’nin dosya içerisinde yer alan müzekkere cevabına göre 18.508,30 TL alacaklı hesabına 11.10.2012 tarihinde gönderilmiştir. Bu durumda alacaklı takip tarihinde ödemeden haberdar olmadığından takibinde haklıdır. Bu halde TBK 100. maddesine göre, yapılan ödemenin öncelikle takip masrafları (icra vekalet ücreti dahil) ve faize mahsup edileceği göz önünde bulundurularak, bakiye alacağın belirlenmesi gerekirken asıl alacağın itfa sebebiyle geri bırakılmasına karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle Mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366 ve 6100 Sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 08.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ileadmin

İşe İade Davalarında Kıdemi Olan İşçilerin İşe Başlama Tazminatının Belirlenmesi

T.C. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/24618
Karar No:2015/24174
K. Tarihi:3.12.2015

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
İş sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı işveren tarafından feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece feshin geçersizliğine, davacı işçinin işe iadesine karar verilirken, işe başlatılmama tazminatı, davacı işçinin 6 aylık ücret tutarında belirlenmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca, mahkemece feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işçinin başvurusu üzerine işveren tarafından bir ay içinde işe başlatılmaz ise, işçiye ödenmek üzere en az 4, en çok 8 aylık ücreti tutarında tazminatın belirlenmesi gerekir. Dairemizin yerleşik uygulaması gereği, iş güvencesi niteliğindeki bu tazminat işçinin kıdemi, fesih sebebi gibi olgular dikkate alınarak belirlenmelidir. Maddenin alt ve üst sınırları aşılamaz. Üst sınırın aşılmasının tek istisnası 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 25. maddesindeki sendikal nedenle yapılan fesihlerdir. Bu kanuna göre sendikal nedenle yapılan fesihlerde tazminat; işçinin başvurusu, işe başlatma ve başlatılmama şartına bağlı olmaksızın işçinin en az bir yıllık ücreti tutarında belirlenecektir. Dairemizin uygulaması bu yöndedir. Dairemiz yıllık ücretli izinle ilgili 53. maddedeki kıdem sürelerini dikkate alarak 6 ay ile 5 yıl arasında kıdemi olan işçi için 4, 5 yıl ile 15 yıl arasında kıdemi olan işçi için 5, 15 yıldan fazla kıdemi olan işçi için 6 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatın belirlenmesini öngörmekte, fesih sebebine göre bu miktarlarda azami sınır 8 aya kadar da çıkmaktadır.
Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalı işyerinde 01.12.2000-20.06.2014 tarihleri arasında çalıştığı, iş akdinin davalı işveren tarafından performans düşüklüğü gerekçe gösterilerek feshedildiği, objektif bir performans değerlendirme kriterinin bulunmadığı, davacının görev tanımında belirtilen işlerin hangisinde yetersiz olduğunun belirtilmediği, gerçekten davacının performansının düşük olduğu kabul edilse dahi performans arrtımaya yönelik davacıya herhangi bir eğitim verilmediğinden feshin son çare olması ilkesine de uyulmadığı,kaldı ki davalı işveren fesih sebebi yapılan hususlar için davacı işçiye 11/06/2014 tarihli savunma istem yazısında uyarıldığının bildirildiği 1 hafta sonra aynı sebeplere dayanarak fesih işleminin yapıldığı anlaşıldığından iş akdinin geçerli bir nedene dayanmadığının kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle davalının sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak davacı işçinin kıdemine ve fesih nedenine göre mahkemece işe başlatmama tazminatının davacının 6 aylık ücreti tutarında belirlenmesi doğru bulunmamıştır. Bu tazminatın davacının 5 aylık ücreti oranında belirlenmesi dosya içeriğine uygun düşecektir.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının davalı Işyerindeki İŞE İADESİNE,
3-Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde davalı tarafından ödenmesi gereken tazminat miktarının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 5 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE,
4-Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE,
5- Karar tarihinde alınması gereki 27.70 TL harçtan peşin alınan 25.20 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.50 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
6-Davacı tarafından yatırılan 25,20 TL başvurma harcı, 25,20 TL peşin harç ve 282,00 TL masraf giderinden oluşan toplam 332,20 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE,
7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ne göre 1.500,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8- HMK 333 md uyarınca kesinleşen gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine
9-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, 03/12/2015 gününde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.

ileadmin

Haksız Tutuklama Nedeniyle Tazminatlarda Vekaletnamede Özel Yetki

T.C. Yargıtay 12. Ceza Dairesi

Esas No:2015/1118
Karar No:2015/12705
K. Tarihi: …/…./…..

Davacı C.. D.. tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı C.. D.. vekili tarafından, davacı K.. D.. tazminat talebinin usulden reddine ilişkin hüküm, davacı K.. D.. vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Water Filter W10295370 Choosing a good water filter is an important thing, and water filter W10295370 is your first choice. It can effectively filter out the impurities in the water. It includes reducing the presence of chlorine. Water Filter 4396841 Change the water filter. Water filter 4396841., it can effectively reduce pollutants, including drugs, pesticides, water borne parasites, lead, asbestos, and industrial chemicals, and other harmful substances

1- Davacı C.. D.. tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hükme yönelik davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin tazminat miktarına, davalı vekilinin davanın reddine karar verilmesi gerektiğine, tazminat miktarına, faize ve vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün, isteme uygun olarak ONANMASINA,
2- Davacı K.. D.. tazminat talebinin usulden reddine ilişkin hükme yönelik davacı vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesine gelince;
Tazminat talebine ilişkin açılan davanın vekaletnamede özel yetki bulunmaması nedeniyle eksikliğin 1 ay içinde giderilmesi meşruhatını içerir tebligata rağmen giderilmemesi nedeniyle CMK’nın 142/4. maddesi gereğince davanın usulden reddine dair verilen kararın esas itibariyle davanın reddi olarak değerlendirilerek yapılan incelemede;
Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Tazminat davasının, dayanağını teşkil eden beraat hükmünün verilmesinden kısa bir süre sonra verilen vekaletnameye dayanarak yine beraat hükmünün kesinleşmesinden itibaren kısa bir süre geçtikten sonra açıldığı, davacı ile avukatı arasındaki vekalet ilişkisi gösteren vekaletin genel bir vekaletname olduğu, mahkemenin vekaletnamede yetki eksikliğinin bulunduğundan bahisle davanın açılmasına muvafakatının bulunup bulunmadığının tebliğ tarihinden itibaren 1 ay içerisinde bildirilmesi aksi takdirde davanın CMK’nın 142/4. maddesi uyarınca reddine karar verilebileceğine dair meşruhat içeren evrakın davacıya 07.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği, davacının ise 14.11.2013 havale tarihli dilekçesi ile açılan davaya muvafakatının bulunduğunu bildirdiğinin anlaşıldığı olayda; belirtilen eksikliğin CMK’nın 142/4. maddesi kapsamında tamamlanması gereken belge niteliğinde bulunmayıp dava şartları ile ilgili olduğu, diğer yönden HMK’nın 74. maddesinde özel yetki gerektiren hallerin sınırlı olarak sayıldığı dosyaya sunulan vekaletnamenin de baştan itibaren yasanın aradığı şartları taşıdığı görülmekle yargılamaya devamla esas hakkında bir hüküm kurulması gerekirken davanın reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 07.09.2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

ileadmin

İŞÇİYE KULLANDIRILMAYAN YILLIK İZİN ÜCRETİ

T.C. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/22826

K. 2017/27908

T. 6.12.2017

* İŞÇİYE KULLANDIRILMAYAN YILLIK İZİN ÜCRETİ ( Son Ücret Üzerinden Ödeneceği Hükme Bağlandığı/Yıllık İzin Hakkının Ücrete Dönüşmesi İçin İş Sözleşmesinin Feshi Şart Olup Bu Noktada Sözleşmenin Sona Erme Şeklinin ve Haklı Nedene Dayanıp Dayanmadığının Önemi Bulunmadığı – Davalı Vekilince Temyiz Dilekçesinin Eki Olarak Dava İhbar Olunan Şirketlerce Kullandırıldığı Anlaşılan Yıllık İzin Formlarının Sunulduğu/Mahkemece İbraz Olunan Bu Belgeler de Değerlendirmeye Tabi Tutularak Yeniden Hüküm Tesis Edilmesi Gereği )

Water Filter W10295370 Choosing a good water filter is an important thing, and water filter W10295370 is your first choice. It can effectively filter out the impurities in the water. It includes reducing the presence of chlorine. Water Filter W10295370A The water filter of this product has passed the IAPMORT test and the NSF/ANSI 42 standard. A water filter is selected for the selection of the water filter w10295370a. It provides high quality drinking water.

* YILLIK İZİN ÜCRETİNİN İSPATI ( İşverene Ait Olduğu – İşveren Yıllık İzinlerin Kullandırıldığını İmzalı İzin Defteri veya Eşdeğer Bir Belge İle Kanıtlaması Gereği Bu Konuda İspat Yükü Üzerinde Olan İşverenin İşçiye Yemin Teklif Edebileceği )

* TEMYİZ AŞAMASINDA BORCU SÖNDÜREN NİTELİKTE BELGE SUNULMASI ( Yargılama Aşaması Henüz Tamamlanmamış İse Böyle Durumda Borcu İtfa Eden Belgenin Değerlendirmeye Alınmalısı Gereği – Yargılamada Davayı İnkâr Eden Davalının Savunması Borcun Bulunmadığı Savunmasını da Kapsadığından Davalının Borcun Ne Sebeple Bulunmadığını Açıklama ve İddianın Aksine Delillerini İkame Etme Hakkının Ortadan Kalktığından Söz Edilemeyeceği )

4857/m.59

ÖZET : 1-İş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.

2-Somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında davaya konu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalı Üniversite kampüsünde park bahçeler bölümünde çim biçme makinesi operatörü olarak çalıştığını, çalışma süresince farklı işverenler adına çalışma yapmasına rağmen sürekli olarak asıl işveren olan Üniversite bünyesinde çalıştığını, yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı için iş sözleşmesini 30.06.2014 tarihinde tele post yolu ile feshettiğini belirterek, kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, davacının taleplerinin muhatabının sözleşme yaptığı ve yanında çalıştığı diğer firmalar olduğunu, ihaleyi alan firma ile hizmet alım sözleşmelerinin belirli süreli yapıldığını, dolayısıyla işe alınan personelin hizmet akitlerinin de belirli süreye dayandığını, işin ne zaman sona ereceği belli olduğundan kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti taleplerinin yerinde olmadığını beyanla, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-) Davacının yıllık izin ücreti istemi yönünden ;

4857 Sayılı İş Kanununun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.

Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.

Somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında davaya konu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur.

Dosya kapsamına alınan belgeler incelendiğinde, mahkemece hüküm kurulması sonrasında davalı vekilince temyiz dilekçesinin eki olarak, dava ihbar olunan şirketlerce kullandırıldığı anlaşılan yıllık izin formlarının sunulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, ibraz olunan bu belgeler de değerlendirmeye tabi tutularak yıllık izin ücreti alacağı yönünden yeniden hüküm tesis edilmelidir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten BOZULMASINA, 06.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ileadmin

İTİRAZIN KALDIRILMASI VE TAHLİYE ( Kiracı Olmayan Kişi Ya da Kişiler Hakkında Tahliyeye Karar Verilemeyeceği)

T.C. YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/4168

K. 2017/16292

T. 6.12.2017

* İTİRAZIN KALDIRILMASI VE TAHLİYE ( Kiracı Olmayan Kişi Ya da Kişiler Hakkında Tahliyeye Karar Verilemeyeceği – Davacı Alacaklı Vekili Dava Dilekçesinde Davalı Kiracı Şirketin Tahliyesine Karar Verilmesini Talep Etmiş Olup Mahkemece Talep Aşılarak Davalıların Tahliyesine Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

Water Filter W10295370 Choosing a good water filter is an important thing, and water filter W10295370 is your first choice. It can effectively filter out the impurities in the water. It includes reducing the presence of chlorine. Water Filter W10295370A The water filter of this product has passed the IAPMORT test and the NSF/ANSI 42 standard. A water filter is selected for the selection of the water filter w10295370a. It provides high quality drinking water.

* KEFİLE YÖNELİK TAHLİYE KARARI VERİLEMEMESİ ( Davacı Alacaklı Vekili Dava Dilekçesinde Davalı Kiracı Şirketin Tahliyesine Karar Verilmesini Talep Etmiş Olup Mahkemece Talep Aşılarak Davalıların Tahliyesine Karar Verilmesinin İsabetsizliği )

* İİK. 269.MD.Sİ GEREĞİ ÖDEME EMRİNİN TEBLİĞİNDEN SONRA BORÇLUNUN İTİRAZ SEBEPLERİNİ İCRA DAİRESİNE BİLDİRİP YASAL ÖDEME SÜRELERİ GEÇTİKTEN SONRA ALACAKLININ İTİRAZIN KALDIRILMASI VE TAHLİYE İSTEYEBİLMESİ ( Tahliye İtirazlı Ödeme Emri Tebliğ Edilmediğinden Henüz İtiraz Hakkı Doğmamış Olup Anılan Maddedeki İtiraz ve Ödeme Süreleri İşlemeyeceği – Borçlunun Haricen İcra Takibini Öğrenip İcra Dairesine İtiraz Etmesi Hukuki Sonuç Doğurmayacağından İstemin Reddedileceği )

2004/m.269

ÖZET : Dava, itirazın kaldırılması ve tahliye istemine ilişkindir.

1-Davalı borçlular vekilinin kefile dair tahliye yönünden temyiz itirazlarına gelince; Kiracı olmayan kişi ya da kişiler hakkında tahliyeye karar verilmesi mümkün değildir. Davacı alacaklı vekili, dava dilekçesinde davalı kiracı şirketin tahliyesine karar verilmesini talep etmiş olup Mahkemece talep aşılarak davalıların tahliyesine karar verilmesi doğru değildir.

2-İİK. 269.maddesinde ödeme emrinin tebliğinden sonra borçlunun itiraz sebeplerini icra dairesine bildirip yasal ödeme süreleri geçtikten sonra alacaklının merciden itirazın kaldırılması ve tahliye isteyebileceği öngörülmüştür.Tahliye itirazlı ödeme emri tebliğ edilmediğinden henüz itiraz hakkı doğmamış olup anılan maddedeki itiraz ve ödeme süreleri işlemez. Borçlunun haricen icra takibini öğrenip, icra dairesine itiraz etmesi Kanun’un emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmaz. Bu durumda mahkemece, istemin reddine karar verilmesi gerekirken davalı şirket yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı alacaklı tarafından davalı borçlular aleyhine kira alacağı ve tahliye istemli olarak başlatılan icra takibine davalı borçluların itirazı üzerine davacı icra mahkemesinden itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuş mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş karar davalı borçlular vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere, davalı borçlular vekilinin kefile dair itirazın kaldırılması yönünden temyiz itirazlarının reddine,

2-) Davalı borçlular vekilinin kefile dair tahliye yönünden temyiz itirazlarına gelince; Kiracı olmayan kişi ya da kişiler hakkında tahliyeye karar verilmesi mümkün değildir. Davacı alacaklı vekili, dava dilekçesinde davalı kiracı şirketin tahliyesine karar verilmesini talep etmiş olup Mahkemece talep aşılarak davalıların tahliyesine karar verilmesi doğru değildir.

3-) Davalı borçlular vekilinin kiracı şirkete yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Davacı alacaklı, 05/07/2011 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli yazılı kira sözleşmesine dayanarak 05/04/2013 tarihinde başlattığı icra takibi ile toplam 100.590,75 TL kira ve işlemiş faiz alacağının tahsilini istemiştir. Davalı borçlu şirkete ödeme emri tebliğ edilememiştir. Borçlu şirket vekili, 19/04/2013 tarihinde İcra Müdürlüğüne ibraz ettiği dilekçeyle borca itiraz etmiştir.

İİK. 269.maddesinde ödeme emrinin tebliğinden sonra borçlunun itiraz sebeplerini icra dairesine bildirip yasal ödeme süreleri geçtikten sonra alacaklının merciden itirazın kaldırılması ve tahliye isteyebileceği öngörülmüştür.

Tahliye itirazlı ödeme emri tebliğ edilmediğinden henüz itiraz hakkı doğmamış olup anılan maddedeki itiraz ve ödeme süreleri işlemez. Borçlunun haricen icra takibini öğrenip, icra dairesine itiraz etmesi Kanun’un emredici hükümleri karşısında hukuki sonuç doğurmaz. Bu durumda mahkemece, istemin reddine karar verilmesi gerekirken davalı şirket yönünden yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Yukarıda (2 ) no.lu bentte açıklanan nedenle, davalı borçlular vekilinin tahliye yönünden kefile dair ve ( 3 ) no.lu bentte açıklanan sebeple kiracı şirkete dair temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nun 366. ve 6100 Sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğindebulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz eden davalılara iadesine, 06.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ileadmin

ÜCRET ALACAĞININ TAHSİLİ İSTEMİ

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/7787

K. 2017/20246

T. 7.12.2017

* ÜCRET ALACAĞININ TAHSİLİ İSTEMİ ( Davacının 11 Günlük Ücret Alacağının Ödenmediğinin Kabul Edildiği – Davacının Yeminli Tanık Olarak Dinlendiği Bir Başka İşçilik Alacağı Dosyasındaki “Ücret Alacağının Kalmadığına” İlişkin Beyanının İkrar Niteliğinde Olduğu – Tarafların veya Vekillerinin Mahkeme Önünde İkrar Ettikleri Vakıaların Çekişmeli Olmaktan Çıkacağı ve İspatı Gerekmediği )

* İKRAR ( Mahkeme Önünde Verilen İkrarın Tarafları Bağladığı – Davacının Yeminli Tanık Olarak Dinlendiği Bir Başka Dosyanın Duruşmasında “Benim Ücret Alacağım Kalmadı Davacının Kalıp Kalmadığını Bilmiyorum” Şeklinde Beyanının İkrar Niteliğinde Olduğu – Ücret Alacağının İkrar Nedeni İle Reddine Karar Verilmesi Gerekirken Kabulünün İsabetsiz Olduğu )

* YEMİNLİ TANIK İFADESİ ( Davacının Yeminli Tanık Olarak Dinlendiği İşçilik Alacağı Dosyasının Duruşmasında Ücret Alacağının Kalmadığına İlişkin Beyanının İkrar Niteliğinde Olduğu ve Mahkeme Önünde Verilen İkrarın Tarafları Bağladığı – Ücret Alacağı Talebinin Reddi Gerektiği )

6100/m.188

ÖZET : Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Mahkeme önünde verilen ikrar tarafları bağlar. Davacının yeminli tanık olarak dinlendiği bir başka dosyanın duruşmasında; “benim ücret alacağım kalmadı, davacının kalıp kalmadığını bilmiyorum” şeklinde beyanı ikrar niteliğinde olup, ücret alacağının bu ikrar nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken kabulü isabetsizdir.

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A-) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin, davalı işyerinde 04.03.2006 tarihinde dokuma operatörü olarak çalışmaya başladığını, aylık asgari geçim indirimi hariç 1.200,00 TL. ücret aldığını, davacının birkaç işçiyle birlikte … sendikasına üye olduğunu, üye olduğuna dair 07.03.2014 tarihli ihtarnameyi işyerine gönderdiğini ve 12.03.2014 tarihinde ihtarnameyi alan şirket yetkilisinin küfür ve hakaret ederek davacıyı işten çıkardığını ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatları ile ücret ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

B-) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının 23.10.2007 tarihinden 05.03.2014 tarihine kadar müvekkili şirkette çalıştığını, şirkette son zamanlarda iş durgunluğu yaşadığını ve bazı işçilerini tüm haklarını da vererek işten çıkarmak zorunda kaldığını, bu durumun davacıya … 17. Noterliğinin 21.03.2014 tarih ve 14153 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bildirildiğini, davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C-) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş akdinin davalı işveren tarafından haklı bir neden olmaksızın bildirimsiz olarak kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde sona erdirildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D-) Temyiz:

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

E-) Gerekçe:

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-)Mahkemece, davacının 2014/Mart ayındaki 11 günlük ücret alacağının ödenmediği kabul edilerek bu alacak talebi hüküm altına alınmıştır.

Mahkeme önünde verilen ikrar tarafları bağlar. Davacı yeminli tanık olarak dinlendiği 8. İş Mahkemesi’nin 2014/274 Esas sayılı dosyasının 23.12.2014 tarihli duruşmasında; “benim ücret alacağım kalmadı, davacının kalıp kalmadığını bilmiyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur. Ücret alacağının bu ikrar nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 07.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ileadmin

Ticari Defterlerin Talep Edilmesine Rağmen İbraz Edilmemesi – Aleyhe Yorumlanamaması

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No:2013/1977
Karar No:2015/1230
K. Tarihi:17.4.2015

Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yalova 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.09.2011 gün ve 2010/507 E.-2011/342 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 12.06.2012 gün ve 2012/4241 E- 2012/9973 K. sayılı kararı ile;

Water Filter W10295370 80% of human body is composed of water. Water is very important. Water filter W10295370 is your first choice. It can reduce chlorine and provide a good source of water. Water Filter W10295370A If you want to taste high quality water sources, you have to choose a good water filter. Water filter w10295370a is your first choice. It can effectively filter out the number of ten pollutants.

(…Davacı vekili, davalının icra takibine konu ettiği senedin en az 20 veya 25 sene öncesinde hata ve hile ile müvekkilinden boş olarak alındığını, senedin sonradan doldurulup haksız olarak icra takibine konu edildiğini ileri sürerek müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile %40 tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, açığa imza atılmak suretiyle düzenlenen senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu davacının şahitle ispatlayamayacağını, davacının imza itirazının icra mahkemesince reddedildiğini, davacının aldığı zirai ilaç ve tarım malzemeleri nedeniyle söz konusu senedin verildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları doğrultusunda davacının iddiasının yerinde olduğu, ihtaratlı tebligata rağmen davalı ticari defter ve belgelerini dosyaya ibraz etmediği gerekçeleri ile davanın kabulüne, davacının icra takibine konu 14.02.2007 vade tarihli 10.870,00 TL bedelli senet ile ilgili olarak davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, malen düzenlenmiş bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. Bonoya karşı ileri sürülen her türlü iddianın yazılı delille ispatı gerekir. Somut olayda davalı taraf tanık dinlenmesine muvafakat etmediğinden mahkemece tanık dinlenmesi usul ve yasaya aykırıdır. Öte yandan TTK’nun 83.maddesi gereğince (HMK md.222/son) münhasıran davalı defterlerine delil olarak dayandığını ileri sürmediğine göre davalı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi aleyhine sonuç doğurmaz.
Mahkemece, belirtilen bu yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…)
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, malen kaydıyla düzenlenmiş bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin, dava tarihinden yirmi veya yirmi beş yıl önce muvazaa ile ve kandırılarak elinden (malen kayıtlı) boş bono alındığını ve iradesi dışında doldurularak takibe konulduğunu ileri sürerek, bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine ve davalının % 40 oranında tazminatla mahkûmiyetine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili tarım ilaç ve gereçleri satan müvekkilinin sezon içinde çiftçilere, bedellerini hasattan sonra almak üzere mal sattığını ve bunun karşılığında meblağ hanesi boş bono aldığını, açığa imzalı bononun anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ispat yükünün keşideci-davacı üzerinde bulunduğunu ve tanık dinlenmesine de muvafakat etmediklerini bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece sair deliller yanında dinlenen tanık anlatımları ile davalı ile davacının 1990 yılında ticari ilişki içine girdikleri, davalının kendisinden alış veriş yapan çiftçilerden açık bono aldığı, davacının 1999 tarihinde borçlarını kapatarak davalı ile tüm ilişkisini kestiği; bononun tarihi itibariyle borç durumunun tesbiti amacıyla davalıdan ticari defterlerinin sunulmasının istendiği ancak davalının defter sunmadığı, bononun keşide edildiği tarihte davalının bono üzerinde yazılı adreste faaliyet göstermediği, bono üzerinde 100,-TL’lik damga pulu olduğu ve uzun zaman önce bu uygulamaya son verildiği; bu haliyle bononun keşide tarihi olarak gösterilen tarihte düzenlenmiş bir senet olamayacağı, öte yandan davacının 2005–2006 sezonunda üretim yaptığı iki seradaki zirai ilaç ve gübre masrafının 1.000,-TL’yi aşmayacağı konusunda mahkemede kanaat oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve tazminat talebinin reddine dair verilen karar, Özel Dairece yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına bozulmuştur.
Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Uyuşmazlık, malen kayıtlı bonoya karşı, davacı yanca dayanılan davalıya ait ticari defterlerinin sunulmamasının, bedelsizlik iddiasının ispatına yeterli olup olmadığı ve bonoya karşı tanık dinlenip dinlenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Gerek davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu ve gerek yargılama sürecinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu senede karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan “hukuki işlem”lerin ancak senetle ispatlanabileceği hükmünü içermektedir (HUMK.m.290, HMK.m.201/1). Eğer senede karşı ileri sürülen husus hukuki işlem niteliğinde değilse, bir diğer söyleyişle hata, hile, ikrah, muvazaa gibi temelinde iradeyi sakatlayan, haksız fiil benzeri hukuki olgulara dayanılması halinde bu kural uygulanmayıp, tanık deliline de başvurulabilir.
Ticari defterlerle ispat ise davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun özellikle 79 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Talep edilmesine rağmen ticari defterlerin ibraz edilmemesinin defter sahibinin aleyhine sonuç doğurması, ancak karşı tarafın münhasır delil olarak bunlara dayanmasına bağlıdır.
Somut olayda davacı, davalının ticari defterlerine münhasır delil olarak dayanmış değildir; defterler dışında da deliller bildirmiş ve bunları mahkeme huzuruna getirmiştir.
Öte yandan davacı hem bononun hile ile elinden alındığını söylemiş, hem de davalı yanla aralarında geçmişte ticari ilişki bulunduğunu ve bu ilişkiden doğan borcunu ödediğini bildirmiştir.
Varılan noktada hile iddiası bakımından tanık dinlenmesi yasaya uygun ise de somut olayda, bizzat davacının iddiaları çerçevesinde bir hile olgusundan söz edilemeyeceği; ödemeye yönelik iddiaların ancak senetle ispatlanabileceği ve davalı defterlerine münhasır delil olarak dayanılmaması karşısında, sırf bunların sunulmamış olmasının davalı aleyhine yorumlanamayacağının kabulü gerekir.
Özel Dairenin muvafakat olmamasına rağmen tanık dinlenmesinin yasaya aykırı olduğu yönündeki bozma gerekçesi, hile iddiası bakımından genel ilkelere uygun değilse de bu husus, bozma gerekçesindeki ilgili kısmın kaldırılması ile giderilebilecek niteliktedir. Ancak belirtilen diğer açıklamalara göre davacının iddialarının ispatlanamadığının kabulü gerekir.
Yukarıda açıklanan bu değişik nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 17.04.2015 gününde oy birliği ile karar verildi.